Küçük Prens ve Atatürk

Dünyanın en çok satan ve okunan kitaplarından biri Küçük Prens. Günümüzde 210 ayrı dil ve lehçeye çevrilmiş durumda. Pek çok opera, tiyaro ve şarkıya ilham vermiş, 11 kez sinemaya uyarlanmış. Hatta Fransa 50 Frank’lık banknotların üzerine basmış. Bunlar wikipedia bilgileri, fazla uzatmıyorum.

50 Frank banknot görüntsü

Fakat özetle hepimizin kabul edeceği gibi çok değerli bir kitap.

Yakın zamanda Türkiye’de bir “Küçük Prens” patlaması yaşadık. Eminim dikkatinizi çekmiştir. Neredeyse tüm kitapçılar kitabı öne çıkardılar, mağaza içlerinde yoğun tanıtımlar yapıldı, gazetelere/dergilere reklamlar verildi. Kitabın birdenbire 30 civarı farklı çevirisi piyasaya sürüldü. Bunun sebebi yazarın ölümünün üzerinden 70 yıl geçmiş olması. Bu duygusal bir durum değil, bir yazarın ölümü üzerinden 70 yıl geçince eserleri serbest kalıyor, yani 01.01.2015 tarihinde eserin telif hakları kamuya mâloldu. Telif hakkındaki koruma maddesinin hükmü sona erince fırsattan istifade çeviren çevirene piyasaya sürdü. Dünyada durum nasıl bilmiyorum.

Buraya kadar olan kısım girizgâhtı. Asıl yazmak istediğim başka.

Dünyada bu kadar popüler olmuş kitabın bir bölümünde Türk bir gökbilimciden bahseder, hem de küçük prensin geldiği gezegeni ilk kez gören ve uluslararası bir kongrede sunan bir bilim adamı olarak. Fakat kıyafetinden dolayı onu kimsenin ciddiye almadığını anlatır ve ekler “büyükler böyledir işte”…

Devamında yazılanlar Türkçe çevirilerinde sansürlenen bir bölüm. Bu bahis şöyle devam eder; Bir zaman sonra halkına Avrupalılar gibi giyinmeyi zorunlu hale getiren bir lider çıkar. Bu liderin kuralları sonrası aynı gökbilimci aynı sunumu Avrupalı kıyafetleriyle tekrar yapar ve bu sefer düşünceleri kabul görür. Kitabın orjinalinde bu liderden diktatör olarak bahsediyor, yani Atatürk’ten.

Bu sene başında eklenenlerle birlikte piyasadaki 30’a yakın çeviri incelendiğinde garip bir tablo çıkıyor. Kimi yazar ilgili bölümü tamamen çıkarmış, kimi ise “sınırsız yetkili lider”, “dediğim dedik bir Türk önder”, “otoriter bir Türk lider” gibi bence komik ve gereksiz çevirilere imza atmış. Çevirileri aşağıda bulabilirsiniz.

Bu noktada şunları merak ediyorum:

  • İlgili bölümü orijinal versiyonunda değiştirmek mümkün olmadığına göre, dünyada 150 milyona yakın satmış bu kitabın Türkçe çevirisinde neden aslına sadık kalınmaz. Kendi kendimizi niye kandırıyoruz.
  • Hadi geçmiş zamanlarda böyle oldu ama yeni çevirilerdeki bu özgüven eksikliğinin sebebi nedir. Bunu sadece bir çocuk kitabı olarak varsaysak bile evlatlarımıza neyin ne olduğunu açıklayamayacak kadar bilgisiz ve güvensiz miyiz.
  • Burada asıl eleştiri Avrupa’lıların fikirleri insanların dış görünüşlerine göre değerlendirmesi iken biz neden bir kelimeye müdahale ediyoruz.

Bu durum kendi tarihini, kendi liderini tartışmaktan, tanımaktan, karşı durmaktan veya savunmaktan çekinen bir sistemin özgüven eksikliği değil midir. Görüyoruz ki; bu durum dün böyleydi, ancak bugün de böyle.

Yazarın suluboya resmi ile yayınlanmış görsel.

Yazarın kendi suluboya resmi ile yayınlanmış görseli.

Kitabın Orijinal Metni:

J’ai de sérieuses raisons de croire que la planète d’où venait le petit prince est l’astéroïde B 612. Cet astéroïde n’a été aperçu qu’une fois au télescope, en 1909 par un astronome turc. Il avait fait alors une grande démonstration de sa découverte à un Congrès International d’Astronomie. Mais personne ne l’avait cru à cause de son costume. Les grandes personnes sont comme ça. Heureusement pour la réputation de l’astéroïde B 612 un dictateur turc imposa à son peuple, sous peine de mort, de s’habiller à l’européenne. L’astronome refit sa démonstration en 1920 dans un habit très élégant. Et cette fois-ci tout le monde fut de son avis.

Can Yayınları Çevirisi, Çeviren: Cemal Süreya- Tomris Uyar

Küçük Prens’in geldiği gezegenin “Asteroid B-612″ olduğu konusunda yabana atılamayacak kanıtlarım var. Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909’da bir Türk gökbilimcisi. Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayı’na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte. Bereket versin, Astereid B-612’nin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultay’a gelmiş. Tabi bütün üyeler görüşüne katılmışlar.

 

Küçük Prens Çevirileri – Atatürk Bahsi:

Çeviren: Kemal Taşkıran, (Yason Yayınları)
Otoriter bir Türk lider, halkına Avrupalılar gibi giyinmelerini emretmiş, emre uymayanlara ölüm cezası uygulanacağını bildirmişti.

Çeviren: Sumru Ağıryürüyen, (Mavibulut Yayıncılık)
Ama, asteroid B612’nin şansına; dediği dedik bir Türk lider, karşı çıkanları ölüm cezasıyla tehdit ederek, halkının Avrupalılar gibi giyinmesini şart koştu.

Çeviren: Kerem Topuz, (Remzi Kitabevi)
Neyse ki, B 612 numaralı gök cismi itibarını yerli yerine oturtacak bir olay oldu: Bir Türk lider zorunlu bir kıyafet devrimi yaparak halkına Avrupalılar gibi giyinmelerini dayattı.

Çeviren: Ahmet Korkmaz, (Kanyon Kitap)
Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de…

Yayıma Hazırlayan: Cevdet Yalçın, (Gül Yayınevi)
Aynı gökbilimci çağdaş bir kıyafetle aynı açıklamayı yaptı. Bu kez…
(Bu çeviri konuyu tamamen pas geçmiş)

Çeviren: Ayşe Meral,  (Beyan Yayınları)
Neyse ki, baskıcı bir Türk önderi, ölüm cezası tehdidiyle, halkını Avrupalılar gibi giyinmeye zorlamıştı da B 612 asteroidinin onuru kurtulmuştu.

Çeviren: Ahmet Muhip Dranas, (Kapı Yayınları)
Bereket, Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular da B 612 yıldızının ünü kurtuldu.

Çeviren: Haktan Birsel, (Lotus Yayınevi)
Hele şükür ki, B 612 asteroidinin keşfi için, bir türk diktatör çıktı, ölüm cezasıyla halkını Avrupalılar gibi giyinme konusunda etkiledi.

Çeviren: S. İpek Ortaer Montanari, (İthaki Yayınları)
Bereket versin ki, B-612 astereotinin ünü için de önemliydi bu, bir Türk diktatör halkına, idam cezası zoruyla Avrupalılar gibi giyinmeyi dayattı.

Çeviren: Tayfun Törüner, (Yakamoz Yayınları)
Neyse kibir Türk önderi, halkının Avrupa tarzı kıyafetler giymesini emretti, aksi davranan idam edilecekti.

Çeviren: İsmail Yerguz, (Say Yayınları)
Neyse ki dediğim dedik bir Türk lider, Asteoid B-612’nin onuruna, halkına Avrupalılar gibi giyinmeyi emretti ve Emre uymayanları ölüm cezasına çarptıracağını söyledi.

Çeviren: Fahrettin Arslan, (Hece Yayınları)
Mutlu bir olay B 612 gezegeninin üne kavuşmasını sağladı: Bir Türk diktatör,halkını, ölümle tehdit ederek Avrupalılar gibi giyinmeye mecbur etti.

Çeviren: Selim İleri, (Everest Yayınları)
Neyse ki, dediği dedik, sınırsız yetkili bir Türk başkanı çıkmış da, halkını ölüm cezasıyla korkutarak Avrupalılar gibi giyinmeye zorlamış…

Çeviren: Müge Kalender, (Fom Kitap)
Mutlu bir rastlantıyla Asteroid B 612’nin ünü kurtuldu. Çünkü buyurgan bir Türk yönetici halkını ölüm cezasıyla korkutarak Batılılar gibi giyinmeye zorladı.

Çeviren: Işık Ergüden, (Büyülü Fener)
Neyse ki asteroit B612’nin şerefine, bir Türk diktatör halkına Avrupalılar gibi giyinmelerini emretmiş; yoksa ölüm cezasına çarptırılacaklarmış.

Çeviren: Murat Erşen, (Zeplin Kitapevi)
Neyse ki Asteroid B 612’nin itibarını kurtarmak için bir Türk diktatörü, halkına Avrupalılar gibi giyinmeyi zorunlu kılmış, karşı gelenlerin cezası da ölümmüş.

Çeviren: Aylin Yengin, (Kırmızıkedi Yayınevi)
Neyse ki, asteroid B 612’nin kısmetine, bir Türk lideri, karşı çıkanların cezalandırılacağını söyleyerek, halkının Avrupalılar gibi giyinmesini şart koştu.

Çeviren: Onur Tunç, (Yuva Yayınları)
Ama B-612’nin şansına, bir Türk diktatör, karşı çıkanları ölüm cezasıyla tehdit ederek, halkına Avrupa tarzı giyimi dayatmış.

Çeviren: Atakan Ural, (Pupa Yayınları)
Neyse ki bir Türk lideri, B-612 Asteroidi’nin tanınması için, halkının Avrupalılar gibi giyinmesini, buna uymayanları ölüm cezası verilmesi zorunlu kılmış.

Çeviren: Orçun Türkay, (Notos Kitap Yayınevi)
Asteroid B-612’nin şansına, tüm yetkileri eline alan bir Türk yönetici, ölüm cezasıyla gözdağı vererek halkını Avrupalılar gibi giyinmeye zorladı.

Çeviren: Naime Erkovan, (Şule Yayınları)
Neyse ki B 612 gezegeninin ünlenebilmesi için otoriter bir Türk lideri, halkına Avrupai giysiler giyme zorunluluğu getirdi; aksine davrananlar ölüm cezasına çarptırıldı.

Çeviren: Adnan Yaşar, (3 Adam Yayınları)
Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de…

Çeviren: Nadir İpek, (İlgi Çocuk)
B 612 asteroidinin tanınması için bir Türk devlet adamı, idam cezasıyla, iyi ki halkını Avrupalı tarzda giyinmeye zorlamış.

Çeviren: Serkan Ozan Özağaç, (Palto Yayınevi)
Ama Asteroid B612’nin şansı varmış ki bir gün otoriter bir Türk lider, halkını Avrupalı gibi giyinmeye zorlayarak bu uygulamaya karşı çıkanları idam cezası alacak olmalarıyla tehdit etti.

Bu arada Türk Eğitim-Sen de kitabı MEB’in öneri listesinden çıkarttırmak gibi bir görev üstlenmiş.
http://www.turkegitimsen.org.tr/haber_goster.php?haber_id=14179


EK
: Yazar Antoine de Saint-Exupéry ve esere ilham verdiği söylenen eşi Consuelo.        

Küçük Prens

Not: Kapak resmi bana doğum günümde küçük kardeşim Berna’nın kendi yaptığı çok özel hediyesidir.

Erkekler hediye verince mutlu oluyor

Sevgililer günü; vahşi kapitalizmin büyük bir oyunu. Sosyal ortamlarında hediye veya çiçek alamayarak ezik kalan sevgililerinin baskıcı gücüyle erkeklere para harcatma yöntemlerinden bir tanesi.

Sevgililer günü; küresel sermayenin para harcatıp pazarı harekenlendirerek kodamanların cebini daha çok doldurmaları için büyük bir tuzak.

Sevgililer günü; örfümüzde ananemizde, dinimizde diyanetimizde olmayan sahte bir sevgi gösterisi. Caiz bile değildir belki.

Üstelik biz sevgimizi öyle bir güne sığdıramayız…


Ne demezsin!

Erkekler olarak imdat simidi gibi yapıştığımız bu klişeleri gelin tekrar sorgulayalım. Hatta mevzuya biraz da bencilce bakalım. Yani sevgilimizi, eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı sevindirmek bir yana bunun kendimize de somut bir faydası yok mudur? Yani dostum, mecbur kaldığın için yapmış olsan dahi biraz da olsa iyi hissetmedin mi?

Erkeğin Hediyesi

Bunun bir cevabı var, hem de bilimsel bir araştırma ile. Üstelik yapanlar İsviçreli bilim adamları değil, Danimarka’da yapılmış (Gerçi çok farklı sayılmaz ama sanki daha güvenilir).

Claremont Graduate Üniversitesi, ABD ( CGU ) nörobilimcisi Paul Zak yeni bir deney yaparak Sevgililer Gününde hediye alan erkekler için durumun çok da kötü olmadığını ispatlamış. Hediye almak ve güzel birkaç söz söylemek erkeklerde mutluluğun artmasına ölçülebilir derecede etki ediyormuş. Şöyle ki;

Test yapılan deneklerden mevzunun öncesinde ve sonrasında kan örnekleri alınmış. Hediye verip birkaç güzel söz söyleyen erkeklerde mutluluk hormonu olarak bilinen oxitosin seviyesi %27,5 oranında artmış.

Yani arkadaşlar, sevdiklerinize, eşinize, dostunuza hediye alın. Hediye almak, güzel söz söylemek için ne fırsat varsa değerlendirin, varsın “bunlar hep kandırmaca” olsun. Çünkü siz de iyi hissedeceksiniz.

Ben demiyorum, araştırma diyor. Videosu bile var:

Araştırmanın detayları şu linkten okunabilir: http://www.cgu.edu/pages/4546.asp?item=8320

Gitar çalan parmaklar

Enstrüman çalmak bakışını ne kadar değiştirebilir

Gitarımla yeniden hasbihal etmeye başladığım şu günlerde eskilerin hatırasını canlandırmak kaçınılmazdı elbette. Ve bu sıralar ne vakit eskilerden bir anıyı hatırlasam bir adım ötesine dair cevaplarla karşılaşıyorum.

Bundan yıllar önce bir manzara karşısında aldığım hazzın ne derece yüksek olduğunu gerekçesi ile arkadaşıma anlatmıştım. Yakın zaman önce bir tekrar yaşadık. Mevzu kısaca şu;

Enstrüman çalmak insanın hayata bakışını ne kadar değiştirebilir?

Benim bu soruya dair eskiden beri herhangi rasyonel bir gerekçe sunamadan savunduğum bir “gerçek” var, buna bir çeşit sezgisel akıl demek de mümkün. Ancak bahsettiğim melodilerin derin anlamı veya enstrümanla kız tavlamanın 7 püf noktası gibi bişey değil, daha basit.

Öyle ki; bir enstürman çalan insanın beyninde hayattan zevk almasını, gördüklerini daha derin farketmesini, düşünmenin dahi ruhla yapılmasını sağlayan bölümleri geliştirdiğini iddia ediyorum. Örneğin enstrüman çalan birinin denizin kenarından izlediği vapur ve martılar manzarasına bakarken gördüğü şey ve aldığı haz başkalarında olmasa gerek.

Aynı manzaraya bakınca görülen – temsili;

Görüntü çok canlı ve parlak. İstanbul boğazında arkadan görünen bir vapur ve etrafında uçuşan martılar.      Soluk ve cansız bir fotoğraf. İstanbul boğazında giden bir vapur ve etrafında uçuşan martılar.

Elbette o esnada kişinin düşündüğü yaklaşan ev kirası, ayrıldığı sevgilinin acısı, finallerde takan hocanın insafı, yasak yere parkedilen aracın akibeti gibi konular bunu ne kadar etkiliyor tahmin etmek zor. Bu kadar detay da ancak bir araştırma ile anlaşılabilirdi zaten.

İşte uzun yıllardır söylediğim bu savımı yakın zaman önce yine dillerdirdikten sonra Sinan Canan’ın bir retweet’i ile karşılaştım.

Sinan Canan'ın "Enstrüman Çalmak Beynimize Ne Kazandırır?" tweet'i

Link’e tıklayınca açılan TED videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Türkçe altyazı desteği mevcut.

Araştırma özetle şunu söylüyor:

  • Enstrüman çalmak beynin hemen her bölümünü aynı anda meşgul ediyor.
    Özellikle görsel, işitsel ve motor kortekslerini çok geliştiriyor.
  • Disiplinli ve planlı olarak çalınan bir enstrüman beynin bu işlevlerini güçlendiriyor ve beynin görsel/işitsel gücünü başka aktivitelerde de kullanmanızı sağlıyor.

Enteresan denebilecek önemli bir nokta da şöyle;

Sözel ve matematiksel kısımla daha çok ilgili olan sol beyin ile yenilikçi ve yaratıcılıkla ilgili sağ beynin arasındaki köprünün (Corpus callosum) hacmini ve etkenliğini artırıyor. Böylece mesajlar beyinde daha hızlı ve çeşitli yollardan iletilebiliyor. Bu da enstrüman çalanların hem akademik hem de sosyal ortamlarda daha etkili olabileceğini gösteriyor.

Son olarak bu fayda sadece enstrüman çalmaya özgü. Spor veya resim yapmak aynı etkiyi sağlamıyor. Bunun nedeni ve daha ilginç bilgiler için video’yu izlemenizi tavsiye ederim, toplamda 5 dk. bile sürmüyor: